/  Edebiyat

Edebiyat

Bronte kardeşlerin romanlarını etkileyen aile dramı

İlginç ve üzücü hayat hikayeleri, bazılarının "en iyi yazarlar grubu" olarak nitelediği Bronte kardeşlerin romanlarını nasıl etkiledi?

Bronte kardeşlerin romanlarını etkileyen aile dramı

Kitapseverler Bronte kardeşleri iyi bilir ve onlara karşı duyguları ünlü rock grubu The Beatles'a benzerlik gösterebilir. Ya Charlotte hayranısınızdır ya da Emily, hatta belki de Anne.

Fakat edebiyat dünyasında onlar Bronte kardeşler olarak çoğunlukla birlikte anılır. Bir papazın kızlarıdır onlar ve eserlerinde gotik ihtiras ve vahşi romantizmi büyük bir beceriyle işlemişlerdir. Fakat farklılıklarına rağmen Bronte'dir onlar.

Evde onlarla birlikte yaşayan Branwell adlı bir erkek kardeşleri de vardır, ama o unutulur genellikle.

2016 yapımı To Walk Invisible: The Bronte Sisters (Görünmez Yürümek: Bronte Kardeşler) ile Sally Wainright onu yeniden aile portresine ekledi. Ama ne portre!

1847'de Charlotte'un Jane Eyre'i, Emily'nin ise Uğultulu Tepeler'i (Wuthering Heights) yayınlanmıştır. Böylece kendi kimlikleri ve rekabet daha belirgin bir hal almaya başlar. Fakat Branwell alkol ve uyuşturucunun kıskacına girmiştir. Kızlar dönemin cinsiyetçi tavırlarıyla mücadele etmeye çalışır, eserlerini erkek isimleriyle yayınlamak zorunda kalırken sefa sürme peşinde olan Branwell ile ve birbirleriyle ilişkilerinde sorun yaşamaya başlarlar.

 

 

Arka plandaki zeki ve olağan dışı baba Patrick Bronte ise İrlanda'da doğmuş, Cambridge Üniversitesi'ne gitmiştir. Yanında daima bir tabanca taşımakta, çocuklarının edebi eserlerini heyecanla izlemektedir. 1806'da rahip olan Patrick, altı yıl sonra orta sınıf kökenli Maria ile evlenmiştir. Altı çocuk doğuran Maria on yıl içinde ölmüş, aile bu sırada Yorkshire bozkırları içinde Haworth köyüne taşınmıştır.

Anneleri öldüğünde Charlotte 5, Branwell 4, Emily 3, Anne ise 2 yaşındadır. Bronte kardeşlerin romanlarında annelerin erken ölmesi boşuna değildir. Annelerinden iki yıl sonra ise yatılı okumakta olan iki büyük kız kardeşleri Maria ve Elizabeth tüberküloza yakalanarak ölür.

Charlotte ve Emily de rahip çocuklarının gittiği bir yatılı okula başlar; ama zor bir yerdir burası. Jane Eyre romanına esin kaynağı olur.

Dört kardeş Haworth köyünde bir arada, babalarının ilginç kurallarına maruz kalırlar: Örneğin yumuşak karakterli olmasınlar diye et yemelerine izin vermez. Annelerinin ölümünden sonra yardımcı olmak üzere bir halaları gelir eve. Ama çocuklar zamanlarını kendi başlarına oyun oynayarak geçirir; Napolyon, Wellington Dükü gibi tarihteki ünlü askeri kahramanlar canlandırılır bu oyunlarda.

Kızlar sanki evlenmeyi hiç düşünmemiş, dönemin diğer kızlarından farklı olarak, savaşlara, coğrafya ve istatistiğe ilgi duymuşlardır.

 

 

Charlotte bir süre sonra Brüksel'e Constantin Heger ile karısının işlettiği bir okula öğretmen olarak gitmiş, orada Heger'e karşılıksız duygular beslemiştir. Haworth'a döndüğünde ona mektuplar yazmış, fakat Heger cevap vermemiştir. Hatta yırttığı bu mektuplar daha sonra karısı tarafından bulunur.

Charlotte'ın arkadaşı ve biyografi yazarı Gaskell bu olayın üzerini örtmeye çalışmış, fakat daha sonraki çalışmalarda Claire Harman bunu insan doğasının ve kadın deneyiminin bir ürünü olarak değerlendirmişti. Harman "hormonların, erotikliğin, gençlik öfkesinin ve birçok ilginç şeylerin tetiklemesi" olarak nitelemişti bu olayı.

Edebiyat eleştirmenleri diğer ünlü kız kardeşleri olmasaydı Anne'in belki de roman yazma işine girmeyeceğini birçok kez sorgulamıştır. Harman'a göre aynı şey Emily için de söylenebilir. "Belli ki o bir dâhiydi, ama galiba çok fazla kontrol eden, hatta biraz otistik bir yapısı vardı." Uğultulu Tepeler şiddet ve tuhaflıklarla dolu çok ilginç bir romandır. Kitap öfke ve enerji doludur, içerdiği aşk örnek alınacak türden değildir.

"Bana cazip gelen şey onların yoğun bir şekilde yaşamaları ve yazmalarıdır" diyor Harman.

Fakat bu birlikte anılma her zaman doğru olmuyor. Anne hakkında yeni bir kitap yazan Samantha Ellis, kardeşlerin bir arada değerlendirilmesi nedeniyle kişiliklerinin karmaşık özelliklerinin göz ardı edildiğini söylüyor.

Ellis şimdiye kadar Anne'i "sıkıcı Bronte" olarak nitelediğini, ama Bronte Müzesi'ni gezip onun son mektubunu okuduktan sonra bu fikrinin değiştiğini belirtiyor.


 

"Anne'in hüzünlü ve daha az yetenekli olduğunu, hayatını erken bir ölüme hazırlanarak geçirdiğini söyleyen Charlotte'a inanmıştım. Ama mektubunda Anne tamamen farklı görünüyordu; zeki, cesur ve daha dolu yaşamak isteyen biri. Onun neden bugüne kadar göz ardı edildiğini merak ettim; sanırım bu onun fazla radikal olmasıyla ilgiliydi.

"Anne'in sıkıcı, yeteneksiz veya kasvetli olduğunu düşünmüyorum artık. Sanırım o en radikalleriydi. İhmal edilmesinin nedenlerinden biri, onun en iyi kitabı olan The Tenant of Widfell Hall romanını Charlotte'un bilerek bastırmamasıydı."

Harman'a göre Bronte kardeşlerin her biri farklı karaktere sahipti. Ellis ise aralarındaki sürtüşmelerin onlara ilham verdiğine ve kendi yollarını bulmalarına yardımcı olduğuna inanıyor. "Onlar belki de gelmiş geçmiş en iyi yazarlar grubuydu" diyor.

Branwell de bu grubun önemli unsurlarından biriydi. Charlotte, Emily ve Anne'in romanlarındaki kahramanlar ve kötü kahramanlarda onun izleri görülebilir.

Televizyon için yapılan yeni dramatizasyonda Branwell'in kendi sonunu hazırlayan eylemlerine geniş yer verilmiş olabilir; ama orada bile üç kız kardeşin başarıları onun olumsuzluklarını gölgede bırakmıştır.

 

 

Kaynak : BBC Türkçe