Cici Bebe Bisküvisi

Hayatımızda reklamlar sayesinde neler değişti?

Yiyecek-içeceklerimiz, teknolojik eşyalarımız, giysilerimiz, ev ya da arabalarımız?

Bunlardan bazıları ya da hepsi mi olmalı cevap?

Bence hiçbiri...

Çünkü biz değiştik. Yani birer "ürün" olmaya başladık.

Moda için hesapsızca harcanan paralardan bahsetmeyeceğim. Herkes bütçesine göre kendi sarayının sultanı olmayı hak edebilir, eyvallah...

Peki ya bakış açılarımız değişmek zordunda mıydı? Veya duygularımız?

Yani, içimizden geldiği gibi bakıp görebilmek yerine, bize dayatma yoluyla gösterilen yerlere bakmak zorunda mıyız?

Algılarımız neye hizmet ediyor artık bunu bilemez hale geldik; çünkü bizim kontrolümüzden çıkmış durumda. 

Bir reklama yüklenerek konuya açıklık getirmek istiyorum :

"Biscolata".

Özellikle genç nesil kızlarımızın aklına gelen sıfat tamlaması ise : "biscolata erkeği".

Evet sevgili kızlarımız, hayal ettiğiniz mutlu flört ve evliliğin sırrı tam olarak bu tip bir eşiniz olmasında saklı.

Zaten şöyle bir etrafınıza baksanız, en sadık, en samimi, en şefkatli, en iyi baba olabilecek, en zeki, en duygusal, "en en en" kişilikler bu abilerin bünyesinde toplanmıştır. Hatta, en önemlisi de sizin için fedakarlık yapabilecek kadar yürekli olmalarının şartı da, bu yapılı/şekilli vücutlardan geçiyor değil mi ?

Aklınızı başınıza alın. Sizi görüntüsüyle etkilemeye çalışan bir erkek, sizin sadece görüntünüzle ilgilenir. Ve sizden daha güzel görünen bir başka hatun ile fırsatını bulduğu an, isminizi bile unutur. 

Görür görmez aşk sandığınız hislerin gerçekte ne olduğunu anlamaya çalışın. Herşeyden önce kendinizi anlamaya çalışın. Ruhunuzun rahat edebileceği adamları görebilmek için, onların gözlerine bakın. Rengine değil, bakışlarına odaklanın. Vücut şeklini değil, vücut dilini öğrenin. 

Ceketinin markasına değil, o ceketi sizi ısıtmak için yakar mı yakmaz mı, ona dikkat edin.

Omuzlarının genişliğini değil, başınızı koyduğunuzda rahat edebilecek misiniz onu merak edin.

Tipi, makamı ne olursa olsun, sizi kazanabilmesi için bundan çok daha önemli olanı; "sevgiyi" hak ettiğinizi onlara sakın unutturmayın. 

Her nesne toprağın altında maddi değerini yitirir, fakat ruhlar baki kalır. 

Eğer öyle ruhları yoksa, bırakın gitsinler. Hatta gitmezlerse bir tekme atın da öyle gitsinler. 

Sizi o reklamlardaki gibi, karşılıklı cezbedici tavırlarla değil, kalbinizi fethedebilecek kadar sevgi dolu kalpleriyle kazansınlar. 

Onlar şık, havalı birer ayakkabıysa, diğeri rahat bir ev terliğidir. O ayakkabıya her kıyafet uymaz, modası geçer giyemezsin, ama ev terliğini her zaman giyersin, hatta eskise bile...

Onlar biscolataysa, diğerleri cici bebe bisküvisidir; bebekken de yiyebilirsin, büyüyünce de. 

Siz yeter ki süt olmaya bakın, "cici bebe"nin hakkını verin...