Varsa Yoksa

Bir fotoğraf ne kadar anlatabilir ki bir hayatı?

Veya bir çay bardağı, insanın iç dünyasını nasıl özetleyebilir?

Yaşıyorum derken yaşayamadıklarını, ve bunların hayaliyle nefes alarak yaşattığı kalbini...

Beyninin içinde cevap bulamadığı, belki de bulduğu cevaplara "karşı" durduğu için kendine sorduğu sınırsız soruları..

Hem sorup hem cevaplayıp ama kabul edemediği için bir ömür kendiyle çatışmasına sebep olan benliğini..

 

Bardağın hep dolu yanı-boş yanı üzerine kafa yorduk. Peki bomboş bir bardak için neden sadece boş deyip geçtik?

Belki önceden doluydu, veya sahiden de boştu ve gizemini muhafaza ediyordu.

Peki ya çayı bekliyorsa, ona kendi şeklini vermek içinse o boş bekleyiş, olamaz mı yani ?

Önceden doluymuş da sonra bitmiş gibi, veya ona böyle roller yükleyerek onu gizemli kılma ihtiyacımızı mı tatmin ediyoruz?

 

Ne kadar da "hayat" aslında, ne kadar da basit şekilde anlatıyor birçok şeyi.

Var ile yok arasındaki o anlık gel-gitlerin daracık boşluğunda sıkışmışlığın en şeffaf hallerinden biridir boş bir çay bardağı.

Gerçekten hiç yok muydu, yoksa varken mi yok oldu ?

Eğer varsa biri içti ve tadına vardı mı? O tatla yaşadı, yaşattı mı?

Değilse, yere mi döküldü bilerek veya kazayla?

Kasıt var mıydı yani?

 

Varken yok olması mı daha acı verici, yoksa hiç olmaması mı?

Siyahla beyaz gibi, ölümle yaşam gibi..

 

Ya da demlenmek üzere olan çayı bekleyiş için olabilir mi bu şeffaflık?

Çay da hakkını vermeli bu kadar bekleniyor olmanın.

 

Ya onu taşıyan vapur?

İskelede durmakta evet.

Peki, gelmiş mi, yoksa gidecek mi?